“Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere…” diye yazar arkasında.Yazarın çok kitabında olduğu gibi sahne,aktörler,konu başlıkları da bulunur.Sahne, ‘Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı.Entellektüel ortamlar.Hava soğuk.”…Kitap almaya karar verme aşamasından arkasındaki açıklamalardan yararlananlarda felsefe ve psikoloji tadını hissettiren,Viyana’yı düşündüğümüzde akla sıcak şarap geldiğinden ötürü “Entelektüel ortamlar” kısmının bizi pek de şaşırma yaratmayacağı, kimilerinde –son cümleye gelmeden- çoktan soğuk hava ortamının oluştuğu,kiminde de soğuk havanın aksine içinde Viyana şarabının sıcaklığını oluşturduğu görülmüştür.Sadece bu kısmından –en az- bu kadar düşünce üretebildiysek,kitabı okuduğumuzda ortaya neler çıkacaktır kimbilir… Diye düşünenler varsa çoktan kitap alınmıştır.
Alınmalıdır da… Kimilerini korkutan felsefe ve psikolojinin sığ havası, öykü tadı verilerek yumuşatılmıştır bej rengi kapağıyla sade ve kasvetli bir görünümü olan kitapta.İlk sayfadan itibaren ‘ağlayan’ kişinin nöronları arasındaki elektrik akımının şiddetini hissetmeye başlayabilirsiniz.Ve ona ait bir parçayı da keşfetmiş olursunuz.
Daha sonra belki de bahsi geçeceğini tahmin ettiğiniz,yani kapaktaki kişinin varlığını soruşturmaya başlarsınız cümlelerde.
Bunlar-aslında tümü- benim olağanlı cümlelerim...”Belki”li, tahmin anlamlı cümleler sadece…
‘Ağlayan’dan bahsedecek olursak…
Mide bulandırıcı etkiler yaratabilecek derecede gerçekliği insanın yüzüne vurabilen/vuran,toplumsal görevleri olmayan,okuduktan sonra insanın her hareketini sorgulayacak,her düşüncesini didikleyecek hale getiren… Sözcükleri bireyselleştirdiğimizde ümitsiz,tanınmayan,filozof,aşık… Sözcükleri çiftleştirdiğimizde de kırbaç yemiş,ailesi yok,vatanı yok… Sadece kendi ve daha önemlisi kendi içinde besleyip büyüttüğü düşünceleri…En kısa haliyle bu kadar.-bana göre-…
Kimilerine göre asıl ağlayan doktordur burada.Yazara göre ‘ağlayan’dan çok doktordan bahsedildiğinden… Böyle düşünenlerin düşüncesine göre çokluk farklı bir anlam taşımaktadır da,ondan. En çok hangi isim varsa o’dur çok olan… Onlara göre… Bana göre değil. Bana göre,ağlayan ‘ağlayan’dır.Ağlamıştır,ağlayacaktır,ağlatacaktır. İç dünyasına yolculuğa çıkan her insan gibi gözleri dolacak,insanlığın insan olma noktasına inenlerin ağladığı gibi… Ve daha bilimsel düşündüğümüzde kimin ağladığını, ‘ağladığında’ ile birlikte bir zarf tümleci ortaya çıkmış ve ‘ağladığında’ kimin ağladığını neler olduğunu anlatmıştır kitapta.Kısacası bana göre ağlayan ‘ağlayan’dır.O kadar.
‘Ağlayan’ı tanımak için temeldir bu sayfalar.”Kimmiş bu hacı?” sorusuna alınacak yanıtlara en basit ve net yanıtları bulabilirsiniz. Her sayfasında ondan bir parça,düşüncelerinden bir tutam bulabilirsiniz.Düşüncelerinden bulduğunuz bir tutamın düşüncelerinizle üstüne gittiğinizde aslında kendi düşüncelerinizin,hayatın,insanın ve daha önemlisi gerçeklerle yüz yüze gelmenin ne olduğunu göreceksiniz.Özlü söz diye klasik bir tabir kullanmak yerine aforizma demek daha doğrudur ‘ağlayan’ın cümlelerine.Öyle de denir zaten.’Ağladığında’ dan bahsettiğimizden ‘ağlayan’ın cümlelerini,olaylarını sayfalara işleme görevini üstlenmiş kişi de gerçekle ‘ağlayan’ ve diğerleri arasında harika bir kurgu yaratmıştır.Diğerleri…Evet… ‘Ağlayan’ı ağlatanlar,’ağlayan’ın göz yaşını silenler gibi çok kişi/şey. Diğerlerinin içinde olduğu harika bir kurgu.Doktorun hasta,hastanın da doktor olduğu… Okurken insanın aklını bir yumak gibi dolaştıran,ama öyle bir noktada tüm düğümü ortadan kaldıracak bağı bulduran ve her şeyi bir anda anlamasını sağlayan,psikanalizmin doğuşunu da kurgulayan sayfalar… Selüloz kokusunu insanın içine gark ettiği anlarda beynini kurcalayan,felsefenin en edebi hali olan…
Ve de kimilerine göre yalancı.Gerçeklerle yüz yüze gelmek gibi bir iddiaya karşılık.
